BEŞ MAYMUN HİKAYESİ

Çok bilinen bir hikaye olmasına rağmen, etki gücünün sarsıcı enerjisinden bir kez de ben yararlanmak istedim. Albert Einstein'nin bu deney hikayesinden çıkardığı sonuç elbette çok değerlidir. Ama en az onun kadar değerli olan diğer ayrıntılarda, her gün, her saat,  her an, hayatımızı etkilemeye devam ediyor ve bir bakıma kültürümüzü şekillendiriyor.

Biz insanlar, her şeyden önce kültürel varlıklarımız ve bizden önce veri olarak kabul edilmiş kültürel kodlara karşı da inanılmaz bir uyum sağlama yeteneğine sahibiz. Birbirimizi etkileyip şekillendirme potansiyelimiz o kadar yüksek ve etkilidir ki, dolaşımda olan bütün algılar bu hat üzerinden hayatımıza girer ve zihnimize nüfuz eder. Toplumsal meşruiyetlerin yegane kaynağı bizim birbirimizi etkileme potansiyelimizdir.

Kadın hakları konusunda, toplumda yerleşik olan duyarsızlık ve edilgenliğin, hukuksal düzenlemelerden çok, kadın ve onun haklarına bakış açımızda yattığını düşünenlerden biriyim. Hukuk mevzuatımız, eşitlik temelinde kadın haklarını, neredeyse eksiksiz tanımlar. Bu yasal düzenlemelere karşı, günlük hayatın rutininde kadının ekonomik ve siyasi hayattan yalıtılmasını anlamak çok zor gelir.

Eğer içinde yaşadığımız erkek egemen toplumun kültürel değerlerini hesaba katmazsak, sanki kadının ve onun haklarının önünde başka da bir engel yokmuş gibi görünür. Oysa bu noktada aslında belirleyici olan yasal düzenlemeler ve hukuki ifadeler değildir. Bizzat erkek egemen kültürün baskın varlığıdır. Erkek egemen kültür kadını ikincil varlık olarak kabul eder. Kadın kavramı yerine Bayan demeyi tercih eder. Bayan ifadesi hakları çağrıştırmaz. Soyut centilmenliği, ne olduğu belirsiz bir kibarlığa işaret eder. Oysa kadın somut bir kavram ve öteki cinsi net biçimde ifade eder.

Kadınlar çiçek falan değil. Kadın, erkekle eşit haklara sahip olan bir varlıktır. Ama erkek egemen zihniyet eşitliği gölgelemek için ısrar ile çiçek mefaforunu kullanır. Kadının toplum içinde saygınlık kazanmasının önüne, engeller çıkarır ve hiç durmadan kadının ayaklarından tutarak onu aşağıya çeker. İşte aşağıda Albert Einstein'den aktaracağım hikaye de, daha doğrusu bilimsel deney, en çok bu durumu anlatır.

''Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur ve tepesine de iple bir kangal muz asılır. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır.

Her bir maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara doğru hareketleneni diğer maymunlar engellemeye başlar.

Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur. İlk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir de döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.

Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin, en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur, ama en iştahlı dövenler de onlardır.

Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Ama tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde, artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır.

Neden mi?

Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir!!!

Önümüzde iki seçenek vardır:

* Ya maymun olmayı kabul edip, diğerleri gibi hayatımızdan memnun olmaya başlar, varolan düzenin en koyu savunucusu olup, karşı çıkanı da herhangi mantıklı bir sebep olmaksızın aşağılamaya devam ederiz;

* Ya da sınırları zorlayıp, merdiveni tırmanma cesaretini gösteririz.

"İki şey sınırsızdır: evren ve insanoğlunun ahmaklığı... İlkinden o kadar da emin değilim!"

Albert Einstein''

YORUM EKLE
1